Armutlu Mutlu Son Hizmeti – Masör Ece

Armutlu Mutlu Son Hizmeti – Masör Ece

Armutlu Mutlu Son ocak ayında, ilk zor dönemi atlattıktan sonra, felsefeye ciddi bir ilgi duymaya başladım. Bergson’u, Platon’u, Schopenhauer’ı, Leibniz’i, Hamelin’i ve büyük bir tutkuyla Nietzsche’yi okudum. Bilimin, yaşamın, maddenin, süreın ve sanatın değerleri şeklinde, bir yığın sorunla uğraşıyordum. Bu mevzularda, saptanmış, belirlenmiş kendime özgü fikirlerim yoktu; ama hiç değilse, Aristoteles’e, St. Thomas Aquinas’a, Maritain’e ve de tüm deneysel ve maddeci doktrinlere karşı olduğunu biliyordum. Esas olarak, biroldukça noktada belirsizlikleri, açık bölgeleri olmakla birlikte, Brunschvig’in önerdiği türde bir eleştirici idealizmi benimsiyordum. Tekrar okumaya merak sardım. Saint- Michel Bulvarı’ndaki Picard kitaplığı, öğrenciler için aramakla bulunmaz bir derya idi. Kitaplığa gider, o günlerde, bahar çiçekleri şeklinde kısa sürede açılıp yiten yenilikçi dergilere bakardım.

Armutlu Mutlu Son saatler boyu, Aragon’u ve Breton’u okurdum. Gerçeküstücülük aklımı başımdan almıştı. Sonucunda tüm bu “Bunalım” hikâyesi bayatladı; salt yadsımanın vurucu, gözü-pek atılımlarını yeğ tutuyordum artık. Sanatın, ahlakın, dilin yokedilmesi; duyuların sistematik olarak düzensiz kılınması, yolundan saptırılması; kişiyi intihara sürükleyen umutsuzluklar; bütün bu aşırılıklara bayılıyordum. Tüm bu konulan konuşmak istiyordum. Bunları, Jacques’ın tersine saslın sonunu getirmeden bırakmayan kiArmutlurle konuşmak istiyordum. Yeni yeni kiArmutlurle tanışmak, yeni yeni dostluklar kurmak duygusu içindeydim. SainteMarie Enstitüsü’ndeki okul arkadaşlarıma yaklaşmayı, onlarla içten bağlar kurmayı denedim.

Armutlu Mutlu Son

Armutlu Mutlu Son içlerinden hiçbirinin beni mutlaka ilgilendirmediği mutlaktı. Belleville’de Suzanne Boigue ile konuşmaktan gitgide daha çok tat alır oldum. Suzanne’ın kısacak kesilmiş kestane rengi saçları, geniş bir alnı, çok açık mavi gözleri ve çekici bir havası vardı. Daha önce saslınü ettiğim merkezin yöneticiliğini yaparak ekmeğini kazanıyordu. Benden daha büyük olması, bağımsız olması, sorumlulukları olması ve otoritesi, Suzanne’a ayrı bir önem kazanmıştırrıyordu. Suzanne Tanrıya inanıyordu. Sadece, Yaratıcısı ile arasındaki ilişkinin onu pek doyurmadığını da sezdirdi bana. Kitaplar konusundaki beğenilerimiz derhal derhal aynıydı. Suzanne’ın da, Gruplar eylemine, yahut genel planda “eylem “e kendini fazla kaptırıp koy vermediğini görmek, bana ayrı bir sevinç kaynağı oldu.

Kendisinin de yaşamını ufacık bir boşluk bırakmaksızın doldurmak, her anını doyasıya yaşamak isteğinde olduğunu açıkladı bana. Gmeşhurk yaşamın uğraşlarında uyuşturucu, düzmece bir niteliğin ötesinde bir şeyler bulmaktan o da umudunu kesmişti, biz de yürekli, atılgan, kafası çalışır birer genç kız olduğumuz için, düş kırıklıklarımıza değgin bu konuşmalarımız beni umutsuzluğa sürüklemiyor; tersine, yeni atılımlara kamçılıyordu. Suzanne’dan ayrıldıktan sonra, Buttes Chaumont parkında dolaşır, yeni amaçlara yönelirdim. O da, tıpkı benim benzer biçimde, bu dünyadaki gerçek yerini bulmanın izini sürmekteydi. Suzanne, ömrünü “yatağa tutsak” ilanlara adamış bir çeşit ermiş kadını görmek için Berck’e gitmişti, Dönüsünde, “Ben, ermiş olmak için yaratılmamışım” diye mutlaka belirledi. Baharın başlangıcında, Gruplarda beraber çalıştığı, dindar bir delikanlıya tutuldu. Evlenmeye karar verdiler. Koşullar, onları iki yıl beklemeye zorluyordu; fakat Suzanne’ın dediğine gore, insan sevince, zamanın önemi yoktu. Mutluluktan parlıyordu. Birkaç hafta sonrasında nişanlısıyla bozuştuğunu söylemiş olduği vakit, şaşkınlıktan aptala döndüm. Aralarındaki fizyolojik çekicilik fazlasıyla kuvvetliymüş ve delikanlı, öpüşmelerinin yoğunluğundan ürküyormuş.